RAMAZAN VE İLK CUMA…

Muhterem müslümanlar…Adeta nur üstüne nur. Bugün müşerref olduğumuz Ramazan ayının ilk cuması. Musab Bin Umeyr(ra), Peygamber efendimiz (sav) Medineye gelmeden önce müslümanlara ilk Cuma namazı kıldırıp, hutbe okuyan ki­şidir. Musab Bin Umeyr’in kıldırmış olduğu ilk cuma namazındaki hutbe mealen şöyledir:*Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdeder, O’ndan yardım diler, O’ndan mağfiret ve hidayet dilerim. O’na iman eder, O’nu inkâr etmem, Onu inkâr edenlere de düşmanlık ederim. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O bir ve tektir, O’nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, O’nun kulu ve Rasûlüdür. Rasüllerin arkasının kesildiği, ilmin azaldı­ğı, insanların sapıttığı, zamanın kesintiye uğradığı, kıyametin yaklaştığı, son vadenin oldukça yakın olduğu bir zamanda onu hidayet ile, hak din ile nur ile, öğüt ile, hikmet ile göndermiştir. Allah’a ve Rasûlüne itaat eden doğruyu bulmuş olur. Allah’a ve Rasûlüne isyan eden azmış, kusurlu hare­ket etmiş ve haktan alabildiğine uzak bir sapıklıkla sapıtmış olur. Size Allah’a karşı takvalı olmanızı tavsiye ederim. Çünkü müslümanın müslümana yaptığı en hayırlı tavsiye onu âhirete yönelik amelleri işlemeye teş­vik etmek, ona  Allah takvasını emretmektir…* Ne güzel bir hutbe…

 

Ebu Seleme diyor ki: Hutbe esnasında:*emmâ bâdu* yani şimdi bu başlan­gıçtan sonra asıl maksadımıza gelecek olursak.  diye başlayan ilk müslümanları zikredelim inşaallah. Cuma gününe bu ismi veren kişi, kaab bin luey’dir. Daha önce bugüne *el ârube* deniliyor idi. Müslümanlar, esad bin zürare etrafında toplandılar. Esad, Musab Bin Umeyri İmamet makamına getirdi. Musab da o gün orada olanlara iki rekat namaz kıldırdı, onlara öğüt verdi. Biraraya gelip toplandıkları vakit bu güne *Cuma günü* adını verdiler. Esad bin zürare onlara bir koyun kesti, o vakit 12. kişi idiler. Öğlen ve akşam onu yediler. İşte İslam tarihindeki ilk Cuma budur. Buhari’nin  sahihinde  bizlere  ulaştırılan Hadis mealen  şöyle:** Kim, Cumâ günü yıkanıp temizlenir, koku sürünür, sonra mescide gelip, iki kişinin arasını açarak rahatsız etmeden sessizce oturur, sonra Allahın farz kıldığı namazı kılar ve imam konuşurken susup dikkatle onu dinlerse, mutlaka, gelecek Cumâya kadar işleyeceği günahları bağışlanır… Selman (ra)** Rabbim bizleri, Cuma gününün feyiz ve bereketinden nasip alan kullarından eylesin… 

 

Muhterem mü’minler…Asrı saadetten zamanımıza kadar müslümanlar Cuma gününün önemine ve haftalık toplu ibadet günü seçilmesi sebebiyle faziletine  inandıklarından dolayı, her  Cuma günü islam beldelerinde bayram havası  görünümü sergilenmiştir. İbn Şîrîn’den şu minvâlde söylediği rivayet edilir: *Medineliler peygamber efendimiz (sav) Medine’ye gelmeden ve Cuma farzı inmeden önce Cuma için toplandılar. Bu güne *Cuma* adını veren­ler de onlardır. Dediler ki: Yahudilerin yedi günde bir bir araya ge­lip toplandıkları bir günleri vardır, o da Cumartesi günüdür. Hristiyanlann da böy­le bir günleri vardır, o da Pazar günüdür. Gelin biz de kendimiz için biraraya ge­lip toplanacağımız, Allahu teâlayı anıp namaz kılacağımız ve birtakım hatırlatmalar­da bulunacağımız bir gün kararlaştıralım…*Müslümanın niyeti güzel, fikri güzel, zikri güzel… Deylemi’den  gelen bir rivayet ise mealen şöyle:**Cuma’dan faziletli bayram yoktur ve o günkü iki rekat namaz, Cuma günü dışındaki bin rekattan efdal’dır. ** Cenabı hak bizleri, Cuma namazının değerini anlayan, bu namazın mü’minlere verilmiş bir lütuf olduğunu kavrayan salih mü’minlerden  eylesin…

Kardeşlerim, İlk hutbeyi irâd eden Musab Bin Umeyr (ra) diyor ki:*Allah’ın size kendisinden sakınmanızı emrettiği şekilde Allah’ın sakındırdığı şeylerden de sakınınız, şüphesiz ki Allah korkusu, ahiretten elde etmeyi ümit ettiğiniz şeylere karşı çok gerçek bir yardımcıdır. Gizli ve açık hallerinde kendisi ile rabbi arasındaki işleri ıslah edip, bu işlerle Allah’ın rızasından başkasını niyet etmeyen kimseler için bu hâli; dünya işinde o kim­se için bir şan ve şeref, kişinin dünyada iken önden gönderdiği şeylere ih­tiyaç duyacağı vakit olan ölümden sonrası için de bir azık olur. Bu şekilde olmayan amellerine gelince, kendisi ile o âmel arasında oldukça uzak bir mesafe olmasını temenni edecektir. Söylediğini doğru çıkartan, sözünü gerçekleştiren O’dur, O’nun sözünün yerine gelmemesi, gerçek olmaması mümkün değildir. O halde ister dünya işinizde, ister ahirete ait işlerinizde, gizli ve açık hallerde Allah’tan korkunuz. Allah’ın takvası demek, O’nun gazabını, O’nun azabını, O’nun öfkesini gerektiren şeylerden sakınmak demektir. Al­lah’tan korkmak yani takva yüzleri ağartır, Rabbi hoşnut eder, dereceyi yüksel­tir. O halde takvadan payınızı alınız ve Allah’ın huzurunda kusurlu hare­ket etmeyiniz…* Ramazan ayının ilk  Cuma gününün hayırlara vesile olmasını diliyorum kardeşlerim…

Sermedkadir…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert