MÜSLÜMANI İNCİTEN KOMEDYEN…

Şaka, Mizah, latife insan fıtratının vazgeçemediği gönül hoşluklarındandır. Komediye varan Mizah kavramının esaslarına yönelik olarak ölçüyü ise yine Peygamber Efendimiz (sav) koymaktadır şöyle ki; şaka, latife, mizah, komedi gibi sözlü ya da fiili davranış şekilleri, kutsal bilinen değerlere dokunmadan, aşırı, imanı örselayici olmamalı, muhatabı rencide edecek bir hususiyet taşımamalıdır. Alay içeren ifadeler, dalga geçer mahiyette iğneleyici sözler, küçümseme bildiren anlatımlar asla Müslüman ahlâkında yer bulamaz. Bilakis ince, derin ifadeler, güzellik, letâfet ve hoşnutluk yansıtacak tarz’da ifade edilmeli, gönülden çıkıp söze dökülmelidir. Bilinmelidir ki; İnsan şahsiyetini, haysiyetini, şerefini, onurunu inciten, rencide eden bütün söz ve hareketler, kul hakkını çiğnemeye yönelik çirkinliklerdendir. Her nerede olursa olsun itidâli elden bırakmamak, ölçülü hareket etmek, bilhassa Allah, kur’an, peygamber, itikadi ve el şakalarına itibâr etmemek, vakarı elden bırakmamak en güzel uygulama olacaktır düşüncesindeyiz…

Biz Müslümanlar vasat ümmet olmanın güzelliği ve özelliğini her an’ımızda yaşatabilmeliyiz. Her nerede olursak olalım öncelikle kendi şahsımıza sayğımız geregi ölçüyü elden bırakamayız. Unutmayalım dışa yansıttığımız kadarıyla tanınır, bilinir saygı görür, itibâr edilir ya da kaâle alınmaz, silik, basit görülürüz. Son asır Türk edebiyatında mizah anlayışı birhayli değişmiştir. Toplumun belli bir kesimini yermek, küçük düşürmek, aşağılamak o kesime haketmediği bir hususu yakıştırmak, ahlâki kuralları zorlayıcı hiciv yönünün ağır bastığı ötekileştirme dili dahi mizah unsuru olarak ilgi görür hâle gelmiştir. Üstelik, şahsileştirilen kişiler hedef alınarak, hayat tarzları, giyim kuşam şekilleri gülünç gösterilmeye çalışılmıştır. Latife sınırlarını zorlayan hatta aşan müstehcenlik, sövgü, yergi, üslup bozukluğu, edebe aykırı davranış şekilleri, alaya alma, dalga geçme, hor görme hoyratlıkları bile mizah olarak yansıtılmaya gayret edilmiştir. Şaka, latife, mizah, eğitici parodiler kara ömizah  ölçüsünde olmamalıdır diye düşünüyorum.

Güldürürken düşündüren, Eğlendirirken eğiten mi,zah türü inanıyorum ki herkesin arzu ettiği güzelliklerden olacaktır. Yeter ki itidâlli, ölçülü, tadında olsun. İnsan fıtratı daima asık surat, abüs bir çehre, gülmeyen simâ ve daima çatık kaşlı olmayı gerektirmeyecek kadar naif’tir. Şahsiyyet, karakter, seciye her birimizde farklı da olsa, gülmeyi, eğlenmeyi, birbirimize latife ile yaklaşmayı, el ve dil şakalarını birbirimizin üzerinde denemeyi severiz. Mizah anlayışımız vakur olduğumuzdan daha da ön plandadır diyebiliriz. Sosyal ilişkilerimizde, sohbet toplantılarımızda birbirimizle olan münasebetlerimizde, kimi zaman ciddi konuları işlesek te; güldürmek, eğlendirmek, hoş vakit geçirme kastıyla yüzümüzü güldüren, mizah yeteneği, nüktedan konularda beceri sahibi dostlarımızı severek dinler, bazan zamanın nasıl geçtiğini anlamakta zorlanırız. Şaklabanlığa varmadığı, insan onur, şeref, haysiyyet, şahsiyet ve kişiliğini rencide etmediği, itikadi kutsalımıza dokunulmadığı  müddetçe sözlerimizi espri, latife, şaka ve mizah ile süsleyelim derken imani konulara cahilce dalmak örneğin *mum söndü* şakası yapayım derken bütün alevileri rencide etmek şaka, espri sınırlarını zorlamaktır…

Allaha, kur’ana, peygambere ancak kefere toplumu mizah yollu yaklaşır. Bu tür meseleler komedi, mizah ve espri unsuruna kapalı mevzuulardır. Büyüklerimiz, şaka, latife sınırlarına dikkat etmiş Ümmeti muhammedi rencide edecek sulu şakalardan kaçınmışlardır. Az söz’le geniş manâlar içeren güzellikleri anlatmışlardır. Şaka, latife ve mizah hususunda ise;*latife latif gerek* diyerek o incelik, rikkat ve nezaket cümlelerini beyân buyurmuşlardır. Gülmek insan tabiatının bir gereğidir. Ancak yerini ve miktarını iyi bilmek gerekir. Ölçüye dikkat edilmelidir. Ne eksik ne de fazla olmalıdır. Bu konuda da her zamanki gibi örnek ve önderimiz Peygamber Efendimizdir.(sav) Bir beşer olmasına rağmen olaylara verdiği tepkilerde daima ölçülüdür. Allah Rasulü (sav) dünya hayatına dair mevzularda genellikle tebessümü tercih ettiği ifade bulmaktadır. Gülmesi ise âhirete yönelik işlerde idi diye anlatılmakta, Dünya bir hayal, bir rüya kadar geçicidir, Onun varlığı daimi, sürekli değilken sevinmenin de üzülmenin de itidâl üzere olması en güzel olanıdır. Allahu teâlaya, Kur’anı kerime Peygamber efendimize (sav) dil uzatan bahtsızlar mutlaka sonsuz azabı tadacak zavallılardır…

Sermedkadir…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert