MÜJDELER OLSUN…

Şurası bir gerçektir ki; Hidayete ulaştıran sadece Rabbimizdir. Allahu teâla, şanlı Rasulüne buyuruyor ki; Sen sadece bir müjdeci ve uyarıcısın. Bu ayetlerden anlıyoruz ki; Peygamber efendimizin (sav) konumu, görevi insanlığı Allahu teâladan almış olduğu ayetlerle uyarmaktır. Tarihin her döneminde; hayatı çekilmez yapan, nice cana kıyan, nice hane söndüren, nice hakka tecavüz eden ve nice hak gasp edenlerin kalplerinde iyilik olduğu gibi kötülükler de vardır. Cehalette, bilgisizlikte, davranış bozukluklarında ölçü yoktur. İnsanların aşırı derecede maddeciliğe kaydığı bir ortamda hayatı çekilmez yapan vahşet yayılır. Hak, adalet ve huzur aranır hale gelir. Hak, adalet ve huzur arayan çevreler ya hak alma gayreti ile beşerî hamlelerle yola çıkarlar. Ya da bu alanda bilenir içten içe kinlenirler. Hepsi de vahşet ve zûlüm ile haksızlığı önleme gayreti güderler. Fakat öncekilerini aratırlar. Orta yolu bulamazlar. Artık insanlık fasit daire içinde bocalamaya mahkûm olur. Adalete tersinden bakan duyarsız insanlar başkalarının da hak sahibi olduklarını unuturlar, bunu düşünme yeteneğini kaybederler. Toplum karma karışık olur. İşte tam bu ortamda peygamberler insanları ıslah etme amacıyla müjde ve uyarıcılıkla mesajlarını iletme görevini edâ ederler…

Peygamber Efendimiz (sav) hatemül enbiya yani son peygamberdir. 23. Yıllık risaleti süresince içinde bulunduğu toplumu ve aynı zamanda kıyamete kadar da, tüm insanlığı iyiliklerinden dolayı müjdeleyen ve kötülüklerinden arınmaları için korkutarak uyaran rehber, bütün insanların müjdeleyicisi ve uyarıcısıdır. Peygamber efendimiz (sav) Asrı saadet dönemindeki sahabeden başlamak üzere kıyamete kadar gelip geçecek insanların tamamının uyarıcısıdır. Bu şanlı ve  büyük davayı insanlara tebliğ ederken işe nefsani duyğularını karıştırmadan görevini edâ etmiştir. Veda haccında yüz bin insan görevini eksiksiz yaptığına şahitlik etmişlerdir. Bugün tüm zihniyetlerin ferdileştiği bir dünyada, din anlayışı da bireyselleşmiştir. Fakat vahyin bütününde evrensellik esastır. İslami anlayışta ferd, birey, grup, tarikat, cemaat olarak şeriat ilkelerini iliklerimize kadar ytaşamamız zaruridir.*Müslümanlar kardeştir* ayetini yeterince anlama ve kavrama ümidiyle…Rabbimiz Bakara Suresi ayet. 119. da mealen şöyle buyurmaktadır: ***Doğrusu biz seni hak, Kur’an ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin…***

Akıl niğmeti ayetlerin ışığında görevini icra ederse sahibini mutlaka iyiye, güzele, doğruya iletecektir. Şayet birey sadece kuru aklıyla doğruyu, hakikati, gerçeği ve huzuru arama çabasına girerse nass’lardan uzak kaldığı için mutluluğu, saadeti bulamayacaktır. Huzur ve güvenle yaşamak isteyenler Kur’anı kerim hakikatleri üzerinde yoğunlaşırlar. Bütün hayatî değerlerin hepsi ve her türü, Kur’anı kerimde olduğuna göre hayat kitabımız, insana ümit, mutluluk ve saadet kaynağı olduğunu gösterir. Allah teâlâ’dan gelmiş, asırlarca uyğulanmış ve büyük devletler kurdurmuş, gittiği her yere ilim, adalet ve medeniyet götürmüş bir ilahi sistem elbette huzur kaynağıdır. Elbette güvenlidir ve elbette adil’dir. İşte tam burada Peygamber efendimiz (sav) devrededir ve bütün özellikleri ile insanlığa ışık yakıp önlerini göstermektedir. Beşirt ve nezir olma özellikleri, anlatma, uyarma, kötülüklerden kaçındırma, Sıratı müstakime yönlendirme, Allahu teâlanın takdiriyle mukaddes görevi tebliği yerine getirmiş demektir… Rabbimiz Nebe Suresi ayet. 40. ta mealen şöyle buyurmaktadır:***Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: „Keşke toprak olsaydım“ diyecektir.***

Kardeşlerim, eğer peygamber efendimiz (sav) bizleri uyarmasaydı, sakındırmasaydı, ikaz etmeseydi, bizler güzellikler bütünlüğüne tesadüfen ulaşamazdık. İnsan neyin kendisi için hayırlı, neyin kendisi için şerr olduğunu tek başına bilemez. Bu noktada hidayete ulaştıran doğru yolu bulmada müjdeleyicilere ve uyarıcılara ihtiyaç vardır. Sözünde ve davranışlarında dürüst bir kimsenin uyarılarına, haberlerine kulak verilir. Aklını kullananlar bu uyarıcıların ve müjdecilerin sözünü dinlerler, tedbirlerini alırlar ve gereğini yaparlar. İslâm dini, Allahu Tealanın vahiyle gönderdiklerine teslim olduktan sonra maruf yani hayırlı ve faydalı âmeller yapmayı öğütlerken, münkerden yani şerr, kötü ve zararlı olan ne varsa kaçınmayı, sâlih amellere sarılmayı emreden bir hayat nizamıdır. Peygamber efendimiz (sav) kendine inananları eğitir, kuran ahlakını ögretir, mü’minleri yetiştirir, her türlü olumsuzluklardan korur, İrşad eder, Islah eder, uyarır, sakındırır, hatalarından dolayı haddini aşanları ikaz ederek müslümanları İslam şeriatına hazırlamıştır…Sebe Suresi ayet. 28. de mealen şöyledir:*** Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler…***Rabbim, İslam ümmeti olmanın ayrıcalıklarını anlayan kullarından eylesin…

Sermedkadir…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert