Çocuk doğdugu andan itibaren Ana babanın elinde bir emanettir. İslam dini Ana babaya çocuk gözünü hayata açtıgı andan itibaren nefsi saglıklı koruma yol ve yöntemini onun kâlbine ve dimağına yerleştirmeyi ve neslimizi korumamızı emreder. Ta ki, çocuk parlak bir akla, zekaya, selim bir düşünceye, düzenli tasarrufa, devamlı yükselebilen bir iradeye sahip bir insan olabilsin. Müslüman baba, ana kendi evladlarının eğiticisi, öğreticisi, öğretmen ve muallimleridir. Ana baba, çocukları için canlı bir kitap gibi ahlâk kurallarını uygulayan en güzel örnek konumundadır. Tabiidir ki Ana babalar öncelikle kendileri eğitime muhtaçsa nasıl bir öğretim usulü vereceklerini bilmiyorlarsa öncelikle kendi kendilerini egitmek mecburiyetindedirler. Eger kendi egitimini yeterli derecede tamamlayamamış ise ebeveynin çocuğuna verecegi egitim ve ögretimde yeterli olmayabilir. Ailesine güzellikleri emreden Ana baba sorumluluk bilincine varmalı aynı sorumluluğu mesuliyet şuurunu evladına aşılamalıdır…
Samimi, şuurlu ve sadık müslüman hayata sadece kendi nefsini koruma ğayesiyle bakamaz. Onların doğumlarına vesile olduğunu bilen ana – baba doğumlarıyla birlikte kendilerine Emanet olarak sunulan çocuğun karşısında mesuliyetinin büyüklügünü, sorumluluğunun çok büyük olduğunu idrak eder ve bu hareketiyle de aynı zamanda kur’ana uymuş Allahu teâlanın emrini yerine getirmiş olur. Çocuk bereketiyle rızkıyla gelir, rahmet iner ve ecirler, sevaplar kat kat artar. Ancak bütün bunlar çocukların iyi terbiye edilmesine, onları hayır unsurları, mutluluk kaynakları ve iyilik faktörleri yapabilecek bir egitimin verilmesine baglıdır. Terbiye ve ıslah meselesi bu kadar mühim ve lüzumlu olduğu halde zamanımızda özellikle son senelerde bazı çevreler ıslah ve terbiyenin ihmaliyle yetinmemiş; neslin bozulması için akıl almaz tavırlar içine girmiş ve hayret edilecek bir tarzda meşru olan şeyleri yasaklamaya ve haram olan şeyleri cebren yaptırmaya çalışmışlardır. Genelde İslâm coğrafyasında özelde ise ülkemizde neslin terbiye ve ıslahının terk edilmesi neticesinde akıl ile izah edilemeyecek fitne ve fesatlar ortalığı kasıp kavurmuştur. Acı da olsa şu bir gerçektir: Asrımızda insanoğlu kendi nesline ihanet etmektedir…
*Herkes kendi kazancına rehindir.* Yani herkes kendi amelleriyle cenneti kazanmaktadır. Değilse Ana – baba’nın kazancıyla cennet kazanmış oğul, kız olmaz. Ana – baba da, evlâtlar da Allahı razı edecek ameller işlerler, kendi işledikleriyle cenneti kazanırlar da, her iki grubun da mükâfatlarını Rabbimiz cennette birlikte verir. Değilse oğul, kız müslümanca ameller işlemediği halde ana – babanın amellerinden onlara verilip de aslında cehennemlik olan evlâtların cennete gitmesi gibi bir yasa ve inanış söz konusu değildir. Atalarımız şöyleydi, böyleydi diyerek onlarla övünme, onlara güvenme yoluna gitmek bazan bizleri hüsrana uğratabilir tekrar edelim: Herkes kendi ameline rehindir. Atalarımıza bel bağlamamız bizlere cenneti kazandıracak salih ameller işlemekten alıkoymamalı, Her kul rabbiyle olan irtibatını kuvvetli tutmalıdır. Bu günün gençliği yarının yani 30. sene sonranın ihtiyarı olacaktır. Dolayısıyla daha zaman var düşüncesiyle başıboş yaşamak akıl kârı değildir…
Müslüman olarak kalmak istiyorsak neslimizi imanla, İslâm’la, ihsânla terbiye edip yetiştirmeliyiz. Unutmayalım ki, nesil saksıda değil, hayatın içinde din ile yetiştirilir. Hayata dinimiz İslâmı hâkim kılmazsak, dinimizin hâkim olduğu bir atmosfer oluşturmazsak, neslimizi kaybetmek mecburiyetinde kalırız. İnsanlık istikbalinin teminatı, geleceklerinin garantisi kâlpleri, Allah ve peygamber sevgisi ile çarpan muvahhid nesiller ve hayırlı evlâd yetiştirmeye bağlıdır. Her meseleye kâmil bir yaklaşım tarzıyla çözüm üreten İslâmiyet, hayırlı evlâd yetiştirme konusunu da mukaddes umdeler arasına almıştır. Tahrim suresi ayet. 6. da mealen şöyledir:***Ey inananlar. Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…***Demek ki önce kendi ehlimizden sorumluyuz. Önce kendi ehlimizi ateşten korumalı ve çıkarmalıyız. Ehlimizi cehennemden koruyup korumadığımızdan, cennete götürüp götürmediğimizden sorulacağımızı hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım. Adam evinin, ehlinin efendisidir, ama Rabbinin kölesidir. Kadın evinin, evdeki çocuklarının efendisidir, ama Rabbinin kölesidir. Devlet başkanları, imamlar da böyledir. Onlar da tebaasının efendisidir, ama Rabbinin kölesidir. İşte yeryüzünde in-sanların ulaşabilecekleri en büyük izzet ve şeref budur İnancındayız…
Sermedkadir…