AHİRET BİLİNCİ…

Muhterem Müslümanlar…İlahi rehberliğin elçileri olan bütün peygamberler, muhataplarına öncelikle doğru bir Allah inancı eğitimi vermişlerdir. Bunun hemen ardından ikinci sıraya ahiret inancı eğitimini koymuşlardır. Çünkü beşeri insan etmenin yolu buradan başlıyor. kitabımız Kur’an’ın da ilk nazil olan surelerinin konusu Allaha iman ve ahirettir. Bu surelerde ahiret, bütün detaylarıyla gözler önüne serilir. Kendisini Rabbinin terbiyesine bırakan mümin, bu sureleri okurken adeta boyut değiştirip ahireti yaşamaya başlar. Okunan her bir ayet, insan ruhunu ahiret seyahatine çıkarır. Bu seyahatte ahiretle ilgili her bir bilgi yakin derecesinde tecrübe edilir. Böylece Kur’an, muhatabında sorumluluk bilincinin zirvesini oluşturur. Bu durumu Peygamber Efendimizin (sav) bizzat eğittiği ashabta müşahede edebiliriz. Onlar, gerek ahiretle ilgili ayetleri okurken, gerekse Sevgili Peygamberimizden ahireti dinlerken adeta sonsuzluğun manzalarını seyre dalıyorlardı. Haşirden bahsedilince haşri yaşıyorlar, mahşer söz konusu olunca mahşere yürüyorlar, mizanın başında hesabı veriyorlar, sırat’ı gözlerinin önüne getiriyorlardı…

Rabbimiz Âla suresinin son dört ayetinde mealen şöyle buyurmaktadır:*** Fakat siz ey insanlar, Dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı daha devamlıdır. Şüphesiz bu anlatılanlar, önceki kitaplarda, vardır. İbrahim ve Musa’nın kitaplarında…***Peygamber efendimiz (sav) ashabını o kadar güzel eğitiyordu ki adeta, Cennetin kokusunu alıp, ırmaklarının sesini dinliyorlar, gölgeliklerinde serinleyip meyvelerini tadıyorlardı. Cehennemin homurtusunu duyup hararetinden adeta terliyorlardı. Sanki ahireti üç, beş, yedi boyutlu olarak seyrediyorlardı. Verilen ahiret eğitiminin ashabı kiramda oluşturduğu vicdan sayesinde cezası en ağır olan günahları dahi itiraf ediyorlardı. Dünya tarihinde cezası ölüm olan bir suçu işledikten sonra bunu kendisinden başka kimsenin bilmediği ve davacı olan da olmadığı halde cezasını bile bile gelip itirafta bulunan ve ısrarla cezasının verilmesini isteyen şahsiyetleri yetiştiren başka bir toplumun varlıgını  bilmiyoruz. Allahu teâla hepsinden razı olsun…

Muhterem mü’minler…Bu örnek şahsiyetler dünyada alacakları bütün cezaları ahiretin cezalarına tercih ediyorlardı. Kınanmayı ve ayıplanmayı akıllarına dahi getirmiyorlardı. Yeter ki işledikleri günahların cezasını burada ödeyerek sonsuzluğa temizlenmiş olarak gidebilsinler. Onun için de Efendimize: *temizle beni Ya Resulullah…* diye yalvarıyorlardı. Bu sorumluluk bilincine sahip olan şahsiyetler dünya ile hayatın öteki yüzünü bir arada yaşıyorlardı. Böylece dünyada ceset olmaktan çıkıp ruhuna kavuşuyor ve canlanıyordu. Yeryüzünün halifesi olarak yaratılan insan, yaratılış amacına uygun olarak yaşamayı, ahiret inancını canlı tutarak gerçekleştiriyordu. Onlardaki ahiret inancı, yaşadıkları toplumun mutluluk sigortasıydı bir bakıma.Dilerseniz bir de içinde yaşamış olduğumuz toplumun ahiret inancını değerlendirelim. Malumunuz yaşamış olduğumuz çağa, insanlığın modern çağı deniliyor. Modernizm tek dünyalılık üzerine kurulmuş olan bir hayat sistemidir. Varlığını devam ettirebilmek için insanın sadece bu dünyasına yatırım yapar. Elindeki bütün imkanlarıyla insana, hayatın öteki yüzü olan ahireti unutturmaya çalışır.

Muhterem kardeşlerimim… Günümüz insanı zamanımızda, ahireti hatırlatacak her şeyi hedef tahtasına yerleştirme, dünya ile ahiret arasındaki bütün bağları koparmaya çalışma ğayretindedir. Ahiretsiz bir dünya tasavvuru modernizmin en büyük hedefidir. Seküler dünyayı yönetenler hakimiyetlerini devam ettirebilmek için insan iradesini yok etmeyi amaç edinmişlerdir. İnsan iradesini teslim almanın en kolay yolu insanı tek dünyalılığa inandırmak ve öyle yaşamasını sağlamaktır. Hayatın öteki yüzünü unutan insan ekonomik endişe, zevk, refah, rahatlık ve hazlarının esiri konumundadır. İradesini akıl ve vahyin kontrolünden alıp, nefsinin ve hevasının kontrolüne teslim ederek irade kaybını yaşayan insan için her şey yaratılıştaki anlam ve amacını kaybetmiştir. Artık dünya ve evrendeki her şey anlamsızlaşmıştır. Geriye sadece tatmin edilecek heva ve hevesler,hazlar kalmıştır. Bu etkiyi en aza indirmek inanıyorumki;kurana ve sünneti seniyyeye sımsıkı baglanmaktan geçer.İbni mesudun rivayet ettigi bir hadis mealen şöyle:**Cennet, birinize ayakkabısının bağından daha yakındır. Cehennem de öyle…** Cenabı hak  bizleri hem dünyasını hemde ahiretini gerektigi gibi  düşünenlerden eylesin…Cuma gününün feyiz ve bereketi üzerinize olsun kardeşlerim…

Sermed…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert