İnsanlık âlemi; Adem aleyhiselamın ogulları Habil ve Kabil arasında cereyen eden olaylardan sonra iki kutba ayrıldılar. Habil’in yolunu takip edenler Hak yolu tercih ettikleri halde, Kabil’in yolunda ısrarla yürüme cehaletini gösterenlerde batılı tercih ettiler. Yol ayırımı taa o zamanlardan itibaren başlamış ve hak ve batıl mücadelesi bütün şiddetiyle sürmeye devam etmiş ve hâla da devam etmektedir. Habil ve Kabil tabiidir ki; mantık yapısı, düşünce, fikir, sistem ve metod, usül, yaşayış, hareket tarzı, kültür ve ahlâk yönden birbirlerinden çok farklı hareket etmekte idiler. Anlayız ve yaşayış tarzları da birbirlerine taban tabana zıttır. Birbirlerine olan bu zıtlık başladığı ilk günden Kıyametin koptuğu ana kadar devam edecektir. Mü’minlerin düşünce ekseninde, ahlâk kuralları, dahilinde, ve hareket noktasının özünde kaynağında Allahın emirleri ve Sünneti seniyye vardır. İnanan insanlar mü’minler ahlâki sistemlerinin kurallarını, yasasını, kaide ve ilkelerini Kur’anı kerimden alırlar. Kur’anı kerime de Peygamber efendimiz (sav) vasıtasıyla ulaşmışlardır. Çünkü bize kadar gelen sahih nasslardan anlıyoruzki: Peygamber efendimiz * Yürüyen bir Kur’andı…*
Hak yolu değil de batıl yolu tercih edenlerin ahl’aklarının kaynaklarına bakacak olursak; görecegimiz hususların başında nefsi arzular vardır, şehvet vardır, şeytanın emirlerine itaat vardır, iblisin inkârı vardır, sadece kendi çıkar ve menfaatları vardır, Akıl yürütme ve her şeyi sadece Akıl’la bulma yöntemleri vardır, kendilerinden önce geçmiş milletlerin ve Atalarının tecrübe ve tağuti, şeytani hâl ve tavırları vardır. Bu ve buna benzer nefsi arzuların kendilerine hoş geldiği bu batıl sistem ve metodları kendilerine güzel kaide’lermiş gibi gösterilmiş ve o şekilde yanlış yollarda ısrarcı olmuşlardır. Şu anda da en iyi idare şekli demokrasi dedikleri gibi. Allaha ve şanlı rasulune bağlı, itaatli ve tam bir teslimiyet içinde bulunan mü’minlerin sistem, metod ve hareketlerinde sadece kuru akla, yalnızca geçmiş tecrübelere ve nefsi arzulara yer verilmez. Bu ve buna benzer yöntem ve kaynaklar başlıbaşına her şey için hüküm verebilecek özellikte ve kapasitede değildir. Tabiidir ki; Her insanın akıl, tecrübe ve nefsi arzuları birbirinden farklı ve degişik oldugu için önümüze hangi problem gelirse gelsin o meselenin halli noktasında ittifak saglamamız imkansız olur. Birlik ve uyum saglayamayız. Her insanın düşünce mahsülü, anlayış ve kavrayışı farklıdır…
İnanan insanların Müslümanların, mü’minlerin sistem ve Ahlâki kuralları sadece belirli bir zaman için degil, kıyamete kadar süren bir devamlılığı da beraberinde getirir. Zamanın değişmesi, mekanın değişmesi, maddenin değişmesi ve çağın şu ya da bu çağ olması endüstrinin, teknigin, sanayiinin hızla değişmesi müslümanın itikadi noktalarda değişmesini beraberinde getirmez. Müslüman çag’a ve moderniteye uymazki zaman onun fikri yapısını degiştirsin. Müslüman zamanı kendisine uyduran bir inanca sahip olan kişidir. Müslüman her zamanda ve her mekanda İslamı yaşama gayretinde olan karaktere sahip olan inancın temsilcisidir. Müslümanın edebi, ahlâki yapısı, inanç ve yaşayışı aslında bir bütünlük arzeder mahiyettedir. Bakara Suresi ayet .85. te buyuruldugu gibi: Müslüman İnançların, emir ve yasakların bir kısmını alıp bir kısmını atma hakkı ve salahiyetine sahip degildir. Müslüman: itikad, ibadet, âmel ve muamelat bütünlügünü her zaman göz önünde bulunduran bir dinin müntesibidir. Rabbimiz Casiye Suresi Ayert.23.te mealen şöyle buyuruyor:***Ey Muhammed. Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu hâlde Allahın şaşırttıgı, kulağını ve kâlbini mühürlediği, gözünü perdeledigi kimseyi gördünmü ? O’nu Allahtan başka kim dogru yola eriştirebilir ? Ey İnsanlar. Anlamazmısınız ..? *** Evet akıl ile nass birleştiğinde sıratı müstâkime ulaşmak yöntemlerin en güzelidir…
Kardeşlerim, nasıl ki bir yolculuğa çıkarken azık hazırlıyorsak bu geri dönüşü olmayacak olan yolculuğumuz için de bir azığımız olması zaruridir. Rahat bir mevkiye, huzurlu bir yere kavuşabilmek için yine iş bize düşüyor, bizim çaba ve gayretlerimize dünya hayatında yapmış oldugumuz âmellerimize dikkat edeceğimize kalıyor. Müslüman hiç bir zaman hazırlıksız yakalanmamalı, gereken tedbiri elden bırakmamalıdır. Yani yaşadıgı zaman dilimi içinde tabir caizse an be an kendisinin Rabbi tarafından gözetlenmekte olduğunu, yaptıgı hiç bir hareketin gizli kalmayacağı ve her anının hesabının verilecegi bir günün beklentisi içinde olan inanmış insan, yaşadığı her saniyenin kıymet ve değerini bilerek İslamın şerefini üzerinde taşıdıgı bilinçle hayatına çeki düzen vermelidir. İki kutuplu yaşantımızda kötülğü değil iyilik yollarını seçmeli, karanlığa, zulmete değil ışığa, nıura doğru yönelmeliyiz. Günah batağına batamadan sevaplarla, haram yiyecek ve içeceklere değil helâl olanı baş tacı etmeliyiz. Cuzi irademizi heva, heves ve nefislerimişzin, şehvetimizin götürdüğü yere değil, İslam şeriatının esaslarıyla donatmalıyız diye düşünüyoruz…
Sermedkadir…