İslâmî ıstılahta devlet, aynı dine inanan insanların inandıkları şeriata göre teşkilatlandıkları gücünü, kuvvetini, maddi ve manevi bütünlüğüni İslami esaslardan aldıkları yeryüzünde ve dünyanın her hangi bir yerinde, bölgesinde İslam şeriatını yaşamak, inandıkları dini hayata hakim kılmak çabasıyla ortaya koydukları manevi kişiliği, belirli bir anayasal düzeni olan, hakimiyet sahibi, güç yetirebilir özelliği olan sınırları belli bir ülkeye sahip yasama, yürütme ve kanuni işlerliğe hükmedecek konumda, inandıkları dini bütünüyle istiklâl ve istikbâl içinde yaşamak üzere kurdukları, kendisine has eğitim, inanç, sosyal yapı, idari ve yönetim şekli olan manevi bütünlüğün adıdır devlet. Eğer bir devlet yapısında anayasal düzen, hakimiyet zaafı, yönetimde bozukluk, bütün kurumlarıyla faaliyetini sürdüren ve idari yapıya güç yeterliliği olmazsa bu yapı devlet olarak tanımlanamayacağı gibi tek başına yeterliliği olmayan aşiret yapısının dışına çıkamaz. Maddi ve manevi güç odağı olan devletin mali güç kaynağına *beytülmal* diyoruz yani devlet hazinesi…
Devlet yapısı genel itibarıyla kurumsallığı beraberinde getiren bir güç odağıdır. Bu kurumsal yapı içinde örneğin İslam şeriatında yürütme organının başında Halife vardır. Dört halife döneminden sonra sultanlığa dönüşmesi hilafet kavramının önemini eksiltmez. Halife İslam dünyasındaki bütün müslümanların lideri konumundadır. Hüküm verme, hükmetme öz itibarıyla Kur’anı kerime dayanan bir özelliktedir. Zaten İslam şieriatının hükümlerinin uyğulanmadığı bir toplum yapısında İslami devlet sisteminden bahsetmenin lüzumu yoktur. Adalet sistemini yani yargı’yı en ön planda zikretmemiz zaruridir. Adalet mülkün yani devlet yapısının en önemli ve olmazsa olmaz kurumudur. Adaletin yerine getirilmesi, hak sahiplerine haklarının verilmesi ve suçların ortaya çıkmasından sonra, suçlunun usûlüne uygun bir şekilde tesbiti ve cezalandırılması için, hukuki sistem şartı vardır. Hilafet makamının atayacağı hâkimler, bağımsız olarak, İslâmi hükümler, ilkeler doğrultusunda anlaşmazlıklara en kısa bir zamanda çözüm sunmakla yükümlüdür. Geciken adalet zaman içinde adalet olmaktan çıkar…
Beytülmal yani devlet hazinesi, devlet kurumunun en önemli müesseselerinden biridir. Peygamber efendimiz zamanından beri bu kurum önemini artırarak devam ettirilmiştir. Allah rasulü (sav) hâkim, vali ve idareci tayin ettiği gibi; uzak ya da yakın bölgelerde zekâtı toplamak, toplanan zekâtı Kur’ânı kerimin işaret ettiği yerlere harcamak, artan miktarı da, Beytümala göndermek için ayrı bir müessese oluşturmuştur. Hilafet makamının bünyesindeki Şura heyeti İslami devlet yapısının gerektirdiği ölçüde mali yapıyı düzenleyip karar mekanizmasını bu ölçüde yerine getirmek için vardır. Tarihi süreç içerisinde, Hilafet makamı da bu uyğulamaları yürürlüğe koymuş. Beytülmalin, devlet hazinesinin korunmasında azami dikkat gösterilmiştir. Bilindiği gibi; Şeriat yapısının koruması altında olan emniyetlerin başında can emniyeti, ardından mal emniyeti gelir. Diğer üç koruma alanı din emniyeti, nesil emniyeti ve akıl eminiyetidir. Bu kural ve kaideler, ilk anayasa metni olarak kabul gören Medine sözleşmesinin 52. maddesi içinde zikredilmiş maddelerdir…
Kardeşlerim, İslam şeriatında, İslami devlet yapısında öncelikle; tek ümmet, tek devlet, tek halife özelliği gösterir. İnançta tevhîd, toplumda vahdeti hedef alan İslâmî devlette, günümüzün siyasi yapılaşması olayından farklılık arzeder. İnsan unsuru her zaman en önemli yere sahiptir. Hiç kimse bir başkasının canına, malına, ırz’ına, hak ve özgürlüklerine müdahâle etme hakkına, salahiyetine sahip değildir. İlahi düzen, ilahi nizam her neyi emrediyorsa İslam şeriatının uyğulayıcıları o noktalarda faaliyetlerini sürdürürler. İslam şeriatında hiç kimse cinayet, hırsızlık, gasp, sahtekârlık, dolandırıcılık gibi suçlara tevessül edemez. Çünkü her müslüman bu tür suçların karşılığını önceden bilmektedir. Her alanda müeses nizamı, vahdeti gözönünde bulunduran ilâhi düzenin savunucuları ğayrımeşru yollara sapmamak için yaşarlar. Devlet, İslâmî hükümlerin yorumlanması konusunda da icmaa dayanır. Temel ilke, Allah’ın ipine topluca sarılmak olduğundan hiç kimse beşeri kanun ve nizam peşine takılmaz. Maddi ve manevi olarak Rabbim bizleri inandığımız gibi yaşama azminden ayırmasın…
Sermedkadir…