İslami ve Müslüman Türk toplumuna yabancı bir kavram olduğu sanılan, Feodalite ya da felsefi adıyla feodalizm toplumun bir kesiminin çalışması ve diğer toplum üyelerinin ise hazıra konması ile kendini göstermiş, köylü ve iktidar sahiplerininin mücadelesi şeklinde tarihin her döneminde bilhassa ortaçağ öncesi ve sonrası Avrupa devletlerinin sosyal yapısında mihenk taşı olarak bilinen bir idari yapı şeklidir. Şehirli tabiri halkın çok az bir bölümünü oluştururken köylü genelde nüfusun büyük bir bölümünü üretici, asker, hizmet sektörü, çalışma hayatı olarak işlerliğini sürdürmüştür. 5.bin yıl önceki, Çin hükümdarları ve Japon imparatorları Feodal yapının en belirgin temsilcileridir. Günümüzde dahi feodal yapıyı temsil eden Büyük Biritanya kraliyet ailesi başta olmak üzere Hollanda, Belçika, Danimarka, İsveç, Norveç, İspanya…Yakın zamana kadar Macaristan, Fransa, Bulgaristan, Yunanistan gibi ülkeler feodal yapının temsilciliğini icra etmekte idiler. Feodalite de monarşik yapı, güç dengesi olan mutlak merkezi otorite aristokrat denilen sınıf günümüzde dahi etkisini sürdürmekte devam ediyor diyebiliriz…
Günümüzde siyaset kavramı işlenirken genelde köylü ve işçi sınıfı ön plana çıkarılır. Aslında bu durum binlerce yıldır aynı siyasal sistemi tanımlasa da olay göründüğü gibi olmamıştır. Güç, kuvvet, otorite, feodaliteyi devamlı kendi tarafına yöneltmiş, üretici, köylü, işçi sınıfı hizmet sektörünün bir adım önüne geçemezken idari sistemi elinde tutan çok az sayıdaki etkili ve yetkili şahıslar şato’larda oturup askerlik, savaş, yönetim konusundaki etkkinliğinin dışında farklı bir ğayret içinde olmamışlardır. Feodalizm diye bilinen toplumsal, ekonomik ve siyasal yapı en yetkin şeklini on ikinci ve onüçüncü yüzyıllarda Kuzey Fransa’da bulmuştur. Feodalizm, uzlaşmacı karakteriyle, Çin, Japonya, Malayalar ve Avrupanın hemen her bölgesinde etkinliğini devam ettiren güçlü bir yapıyı oluşturmuştur. Aslında Feodal yapının üyeleri, örneğin Avrupanın her bölgesinde akraba krallıklar bütünlüğüdür. Bu akrabalıkları zamanımıza kadar değişmeden sürdürülmüştür. Örneğin gördüğüm kadarıyla; Fransa Elsas bölgesindeki feodal yapı ile aynı akrabalığın mensubu olan Germenlerin Neustdat bölgelerindeki şatoları ve demografik yapı bile birbirinin benzeridir…
Feodalitede cografi yapı ekime dikime uygun arazi, coğrafi olarak dağılmış bir organizasyonun yanısıra, konum olarak feodaliteye uygun olup olmaması da mutlaka göz önünde tutulması gereken unsurlardır. Örneğin, her hangi bir savaşın kazanımından sonra kral, askeri disiplini ön planda tutarak tımar dağıtımı yapar, burada en önemli husus kendi ayağını kaydırmayacak statü sahibine en değerli arazi taksiminin tımar şeklinde dağıtımı olmuştur. Aynı tımar sistemi daha sonraları yani 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı döneminde de uyğulanır olmuş, yer, konum ve bereketli toprakların değeri vezirleri birbirine yaklaştırdığı gibi uzaklaştırarak düşman haline de getirmiştir. Dolayısıyla feodal yapıda siyasal düzenleme sistemi çok dengeli bir organizasyon meselesi olmuştur. Hatta Sözkonusu dağılmış organizasyon içerisinde kuvvet bulan bazı tımar sahipleri kendi gücünü merkezi otoritelerinin bağımsızlığını tehlikeye atacak derecede ileri gidecek kadar cesaret sahibi olmuşlardır. Örneğin kendisine Mısır hidivliği bağışlanan, Mehmed Ali Paşa kısa bir süre zarfında Osmanlı devletine kafa tutacak hâle gelmiş feodalitenin en belirgin örneklerindendir…
Üretim ekonomisi, Feodal sistemin ekonomiye yön veren gücü sistemleri bile değiştirecek düşünce, ideoloji akımlarını geliştirmiş örneğin bu gücü ön planda tutan Karl Marx kapitalizmin kitabını feodal yapıdan etkilenerek yazmıştır. Yine Fredrich Engels sınıf mücadelesini başlatma çalışmalarını feodal yapıdan esinlenerek büyük bir devrimin kapısını aralamışlardır. Sovyet sosyalist Cumhuriyetler birliğinin kuruluşu en büyük feodal yapılardan birisi olan Çar’lık Rusyasını yerle bir etmiş, 1989. yılına kadar olan komün yaşantısına farklı bir şekilde işlerlik kazandırmış ama köylü, işçi yine hep çalışan üreten sınıf olmuş, devletin, sanayiinin, fabrikaların sahibi olduğu söylense de uyğulamada pek bir fark görülmemiş komunizm sistemi de bütün bileşenleriyle birlikte tarihin çöp sepetine atılmıştır. Sosyoloğlar, felsefeciler feodal yapı özlemcileri günümüzde de feodalizmi ayakta tutma ğayretleriyle *toprak işleyenin, su kullananın* türünden klişe sözcükler ifade etseler de üretici hâla tarlada mahsülünü 1. liraya verirken, feodaliteyi temsil edenler pazara gelene kadar onun on mislini kazanmaya devam ediyorlar…Demem o ki kast sistemi yalnız Hindistan da değil dünyanın her yerinde büyük bir hızla devam ettiriliyor…
Sermedkadir…