İMANİ  VASIFLARIMIZ…

Müslüman olmanını getirmiş olduğu özellik ve güzelliklerinin yanında iman etmemizden dolayı üzerimize yüklenen karakteristik vasıflarımız vardır. Bu tür vasıflara ahlaki yükümlülük, edebi sorumluluk, İslam şeriatına dahil olmanın getirdiği aidiyet unsurları, dinimizin bizlere yüklediği farklılıklar vardır örneğin bir müslümanın her türlü söz, fiil ve hareketi imanından alınmış özellikler bütünlüğüdür diyebiliriz. Yürüyüşü, konuşması, hâl hareket ve tavırları okumuş olduğu ayetlerin sünneti seniyyenin izlerini taşımalıdır. Burdan da anlıyoruz ki, bir müslüman asla başıboş bırakılmamış, hiç bir zaman kendi hâline terk edilmemiştir. İslam dininin kendisine kattığı vasıfların şuurunda olam mü’min öncelikle Rabbine Rabbine kul olmanın şuur ve hazzını yaşamanın sevinciyle doludur. Mü’minin yürüyüşünde bile Rablerinin rızasını kazanmanın ya da kaybetmenin endişesi vardır. Mü’min hiç bir zaman mağrur, kibirli, kaba, saygısız bir eda tavrıyla değil bilakis vakarlı, mütevazi, kendinden emin tarzıyla tanınmalı, bilinmeli öyle görülmelidir…

Kütübi sitte’den bizlere ulaştırılan bir hadis mealen şöyledir:**Mü’min, insanlarla kaynaşan ve kendisiyle kaynaşılandır. İnsanlarla kaynaşmayan ve kendisine ülfet yani sempati duyulmayan insanda hiçbir hayır yoktur…** Mü’min kaba , saba, çirkin hareketleri kendi özelliğinden atmalı tevazu ile diğer insanlara yaklaşmasını bilmelidir. Cahil birinin nobranca bir hitabına ise öngörülen cevap çok enteresandır: *Selam* onlara çatmaya tenezzül dahi etmemeli, zamanımızda sık kullanılan sözle ifade edecek olursak provoke edilmeye hiç miç gelmemelidir. Mü’minin bu tarz hareketini de öğreten Rabbimizdir. Örneğin, Furkan suresi ayet. 63. te. mealen şöyle buyurulmuştur:*** Rahmân’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin „Selam!“ derler geçerler…***Ömer efendimiz bu konuda bütün mü’minleri aydınlatan şu ifadeleri beyân ediyor:*Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Tartılmadan kendinizi tartın. Ve o sunum günü yani amellerin Allaha sunulduğu ahiret günü için hazırlanın…*

Bilindiği gibi dünyada en büyük hazinemiz bizlere verilen *zaman* nimetidir.  Mü’minin belki de en çok üzerinde tefekkür edeceği mevzuuların başında zaman nimetinin nasıl kullanacağı, vaktini nerede harcayacağı hususudur. Vaktin en ğüzel değerlendirilmesi için ne kadar plan, proje, proğram yapsak yeridir. Özelde, İslam ümmeti ku vaktini iyi değerlendirmesi dünya ve âhirette kendisine faydalı olan şeylerle geçirmesi kadar faydalı bir güzellik belki de yoktur. Mü’minlerin olmazsa olmaz ibadetlerinin başında tabiidir ki namaz ibadeti gelir. Secde eden mü’minlerin vasıfları her zaman öğülmüş, Allahu teâlanın *secde edin* emrini uyğulayan mü’minler, 5. vakitte  huzura kabul edilmenin hazzını yaşamışlardır. Namaz kılmıyorum diyen kişiler de en yakın zamanda huzura kabul edilirler diye dua ederiz. Bu bir nasip meselesidir. Çünkü ayet ve hadisi şeriflere baktığımızda secde edenlerin vasıfları anlatılırken aynı vasıfların küfür ehlinde olmadığı beyân edilmektedir…Furkan suresi ayet.60. mealen şöyle:*** Onlara: Rahmâna secde edin! denildiği zaman: „Rahmân da neymiş! Bize emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç!“ derler ve bu emir onların nefretini arttırır…***Allah muhafaza…

Kardeşlerim, mü’minler hem maddi hem mabnevi olarak kendinden başkalarına da yardımcı olurlar. İsraf etmemeye azami ğayret gösterip infak etme, verme güzelliğine sarılırlar. Bu infak yani maddi ibadet özelliği başta Zekat, fitre ve sadaka olmak üzere yerine getirilmeye çalışılır. Bir mü’min için ğayrı meşru yola para harcamak israf niteliğindedir. Bunun yanında meşru kabul edlen her türlü yardım ne kadar verilirse verilsin güzel görülmüştür. Mü’minler; hayıırsız, faydasız, lüzumsuz yerlere kazanımlarını sarfedip isra suresinde zikredildiği gibi *şeytanın kardeşleri* durumuna düşmezler. Herşeyin hakkını verirler, haksızlık karşısında da susmamayı bilirler. Mü’minin gerçek dışı, yalan işlere ayıracak vakti ve zamanı kesinlikle yoktur. Yalan bütün insanlığın en büyük baş belası konumundadır. Yalancı şahitlik ise daha tehlikelidir. En büyük kul hakkı ihlâllerindendir. Tabiidir ki, bir sayfalık yazıda mü’minlerin vasıflarını anlatma imkanımız olamaz ancak bir kaçına değinme fırsatı bulduk. Mü’min öncelikle ailesine göz nuru olan nesillerine yetişmesi hususunda azami dikkat  göstermeli diyerek konumuzu bağlayalım…

Sermedkadir…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert