KUR’AN DİLİ…

İslam şeriatının özünden rahatsız olan laik, deist, ateist ya da ataist kesim zihniyetini ifade ederken genel olarak araplaşma yaftasıyla mü’minlerin, İslama inanan insanların karşısına çıkarlar. Aslında zıt fikirli olduklarını beyân edecekler ama dolambaçlı yollardan İslam dinini sanki sadece belli bir ırkın inancıymış gibi gösterme çabasıyla yanıp tutuşurlar. Bu çabaları tabii ki yeni bir oluşum, dönüşüm, döneklik hadisesi değildir. Halbuki bütün diller Allahu teâlanın ayetleri cümlesindendir. Bir kitabın ibranice, latince, ya da arapça gönderilmesi Rabbimizin tâkdiridir. Gerçi laik zihniyetli birisi ibranice ve latince ibarelere değil sadece arapça olana karşıdır asıl mesele budur. Rabbimiz Fussilet suresinin ilk ayetlerinde mealen şöyle buyurmaktadır:***Kur’an rahmân ve rahîm olan Allah katından indirilmiştir. Bu, bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır. Bu kitap müjdeleyici ve uyarıcıdır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi. Artık dinlemezler…***Asıl olanın Kur’anı kerimin içeriği, neleri ifade ettiği bilinmesine rağmen 1440. küsur sene öncekiler de Kura’an dilini dinlemek istemiyorlardı aynı şimdiki dip torunları gibi…

Şura suresi ayet. 7. de Rabbimiz meâlen şöyle buyurmaktadır:***Şehirlerin anası olan Mekke’de ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur’an vahyettik. İnsanların bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir…***Görmek istemeyen göremiyor, duymak istemeyen aynı dili konuşsa da duymaya yanaşmıyor, tebliğ eden peygamber efendimiz de olsa bu müjdeyi  işitmiyor, okuyan insan hangi dilden olursa olsun kendi inancına, fikriyatına, düşüncesine hitâp eden ne varsa bulup okuyor. Temelde karşı görüşte olan ise bilse de okumuyor,  okumayan, ögrenme isteği olmayan, hakka ve hakikate uzak kalan bilmiyor hatta bazı ukela şahsiyetler bilmediklerini de bilmiyorlar. Halbu ki, kadın, erkek cümle mü’minler olarak; mükellef olma çağımızdan itibaren bilelim ki; din hususunda mazeret beyan etme hakkımız yok. Abdestsiz, namazsız, ibadetsiz, taâtsiz, teslimiyetsiz, vurdumduymaz bir hayat bu yaştan sonra unutulması gerekmektedir. Kur’an diline karşı çıkanlar meseleyi bu yönden de tahlil edebilmeli…

Eğer Rabbimiz; bu kitap, Arapça bir okuyuş üzerine indirilmiştir diye beyân ediyorsa. İslam şeriatına inanan hiç bir müslüman; *Peki neden Arapça ?* diye sorğulama hakkını kendisinde bulamaz. Allahu teâla, kitabını istediği şekilde gönderir, kimsenin O’na bu konuda hesap sorma, yol gösterme hakkı yoktur. Arapça değil de meselâ Türkçe olarak gönderseydi Rabbimiz, bu defa da neden Türkçe ? diye sorulacaktı. Bu sorunun arkası gelmeyeceğine göre, elbette Allahu teâla bunu bir dil üzerine gönderecekti ve belki de diğer dillere nazaran tüm insanlık Arapça telaffuza müsait yaratıldığı için Arapça göndermiştir diyoruz. Herkes, her millet namazlarında Fâtiha’yı Arapça okuyabilmektedir. Zaten Rabbimiz bir kişiye Namaz kılmayı nasip etmiyorsa o kişinin ne Kur’andan ne de Fatiha suresinden haberi olmayacaktır. Mesele dil meselesi değil inanç ve itikad meselesidir. Allahu teâla, salim akılla düşünen, aklı başında kimseler için her şeyi açık açık ortaya koymuştur. Hak ve bâtıl, doğru ve yanlışı beyân buyurmuştur. Bu bir ilahi kitaptır. İlahi bir yazgıdır. Kısaca ilahi bir Kur’an dilidir…

Kardeşlerim, bilindiği ginbi Kur’anı kerim inanan insanların hayat programıdır. İşte İslam şeriatına inanmayanların asıl karın ağrısı dil meselesi değil sistem, metod, usulü olarak Allahu teâlanın hükmünün uyğulanması meselesidir. Üzerinden asırlar geçse de, bu hüküm değişmeyecek, bu sistem akamete uğramayacak, Kur’an ayetleri bozulmayacak, silinmeyecek, yok edilemeyecek, kıyâmete kadar kimsenin değiştiremeyeceği, yok edemeyeceği bir Kur’an gerçeğidir. Kur’an diline, arapça, okuyana arapçı, inanana arab uşağı, bağlısına arap kültürü, içeriğine arab edebiyatı diyerek çamur atmak isteyen nasipsizler bilmelidirler ki bozuk niyetleri ancak kendi akidelerini bozar, sapık zihniyetlerini pekiştirir. Kur’an nuruna, Kur’an diline en ufak bir zarar veremezler. Fussilet.44. Kur’an diliyle bu gerçeğin beyânı mealen şöyle:*** Biz o Kur’an’ı yabancı bir dilde indirseydik, onlar elbette: “Onun âyetleri anlayacağımız bir dille iyice açıklanmalı değil miydi ? Arap olmayana yabancı dilde bir kitap olur mu?” diyeceklerdi. De ki: “O, iman edenlere doğru yolu gösteren bir rehber ve eşsiz bir şifa kaynağıdır.” İnanmayanlara gelince onların kulaklarında bir ağırlık vardır; Kur’an kendilerine kapalı ve karanlık gelir. Onlara sanki çok uzak bir yerden sesleniliyor da söyleneni duymuyorlar…***

Sermedkadir…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert