Günümüze gelene kadar İslam alimlerimizin Kur’anı kerimden ve sünneti seniyyeden süzülmüş ilmi izahlarının ışığında olaylara ve insanlara bakacak olursak, iman gerçeğinin, hakikatinin, realitesinin önemli bir ruh hâli, bir hayat sistemi, değerlere, olaylara ve durumlara ilişkin eksiksiz bir düşünce sistemi olduğunu bizzat yaşarız. İnsan kalbi iman gerçeğinden, dayanağından yoksun olunca sarsılır, sağa sola yalpa vurur. Rüzgarların önünde bir tüy gibi savrulur durur. ister kendisine bir kötülük dokunsun da sızlansın, ister bir iyilik dokunsun da dört elle sarılsın o, her zaman derin bir endişe, ölümcül bir sıkıntı içinde yaşar. Ama kâlp iman tarafından onarıldığı, tamir edildiği zaman sürekli bir güven, huzur, asude bir esenlik içinde olur. Çünkü olayların kaynağına, durumları yönlendiren merciye bağlanmıştır. Bu yüce mercinin takdirine güvenir. Rahmetinin bilincindedir. Sınamasını değerlendirir. Sürekli kendisine bir çıkar yolu göstereceğini ümid eder. Kendisini zorluktan kolaylığa çıkaracağını bekler. Tasavvuru positif eksene yönelmiştir…
Kul, Rabbinin kendisine verdiği rızıktan infak ettiğini ve onun uğrunda yaptığı hayır amaçlı harcamaların karşılığını vereceğini dünya ve ahirette yerini daha iyisiyle dolduracağını bilir. Çünkü iman, ahiretteki mükafattan, büyük ödülden, kıymetli hediyeden önce dünyadayken elde edilen bir kazançtır. Dünya yolculuğu boyunca rahat, güven, dayanıklılık ve istikrar bahşeder insana. Bu istikrarı, özgüveni, huzuru kâlbimize yerleştiren Rabbimize, binlerce binlerce kez şükürler olsun… Şurası bir gerçektir ki, Kalbi imandan yoksun bulunan bir insanın karakteristik özellikleri her zaman olumsuz, her zaman pesimist, devamlı iyimserlikten uzak, ilânihaye ümitsiz, şükür kavramından ırak, günün her dakikası sızlanma ile meşgul, acıları, elemleri, ahları, vahları hiç bir zaman tükenmeyen, hiç bir zaman düzlüğe çıkamayacağını, rahata eremeyeceğini düşünen, dövünmekten, sızlanmaktan, kötülüğün girdabına girmekten başka birşey bilmeyen, adeta ruhunu çaresizliğe, kötülüğe hapseden, çıkış yolu aramayan, başına gelen kötülüklerde boğulacağına inanan ruh hâlinin kişiyi daha da yıpratacağından habersizdir..
Rabbimiz, Mearic suresi ayet. 19. da mealen şöyle buyurmaktadır:***Gerçekten insan, pek hırslı ve sabırsız yaratılmıştır…***Mü’min her zaman ve daima içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan Rabbinin yardımıyla kurtulacağı ümidini taşır. İman, kâlbine yerleşmemiş olan insanlar ise bu tasavvurdan yoksun, çıkış yollarının olduğundan habersiz, Rabbinin, başına gelen her türlü eza, cefa, belâ gibi olayları def edeceğinden ümitsiz, sabırsız ve aynı zamanda da hırsına yenilmiş olması da büyük bir eksikliğidir. Böylesi bir kişinin hırs içini kemirir. Çünkü gücünden destek alacağı sağlam bir yere yaslanmamıştır. Umut bağlayacağı, yardımını umacağı bir merciye yönelmemiştir. Bir iyilik görmesi takdir edilince de yardımın nereden ve kimden geldiğine bakmadan dört elle sarılır, kimseye bir şey vermez olur. Bu iyiliğin kendi emeğinin ürünü, kendi kazancı olduğunu sanır. Bu yüzden başkasına vermeye kıyamaz sırf kendisi için biriktirir. Gitgide sahip bulunduğu malın esiri olur. Servet hırsının kulu kölesi olur. Çünkü rızkın gerçek mahiyetini ve rızk üzerindeki kendi rolünün, etkinliğine mağlup omuş, enesinin, kendi benliğinin esiri hâline gelmiştir…
Rabbinin katında ondan çok daha hayırlı ve kalıcı olan nimetlerden haberi yoktur. Çünkü Rabbinden kopuk durumdadır. Kâlbi Rabbine ilişkin duygulardan yoksundur. Bu insan her iki durumda da hırslıdır. Zarar dokunmasın, iyilik sürekli olsun diye hep kendini yer bitirir. İşte bu imandan yoksun bir kâlbe sahip insanın iç karartıcı tablosudur. Her zaman negatif düşünen, negatif yaşayan, negatif olayları yorumlayan kişi pozitif olma yönlerine hiç yaklaşmaz, yaklaşamaz. Halbuki bu ayetin hemen devamında Rabbimiz mealen şöyle buyuruyor:*** Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır. Onlar ki; Namazlarına devam ederler…***Namaz dinimizin direği, islamın şartı ve imanın belirtisi olmasının yanısıra, Allahu teâla ile tabir caiz ise iletişim kurmanın, bu sonsuz kaynaktan güç almanın aracı, yolu, yöntemi ve aynı zamanda huzur kaynağımız, şerden, kötülüklerden, haramlardan koruma kalkanımızdır namaz. Şu halde mü’minler 5. vakit namaz kılarlar. Namazı terk etmek gibi bir cahilliğe meyletmezler. Namazı ihmal etmek veya tembellik göstermekle kesintiye uğramasına gönülleri razı olmaz. Namaz, Allahu teâla ile kurulan kesintisiz bir iletişimdir, sürekli bir bağdır. Rabbim bu kuvvetli bağdan bizleri ayırmasın, sabırsızlık, şükürsüzlük, ve hırs batağına batırmasın…
Sermedkadir…