SIZLANMAK ÇARE DEĞİL…

Milenyum çağında, müslümanların şikayetlerinin çok büyük bir kısmı dünyalık hırsı, ekonomik sıkıntılar, açlık korkusu, ve ya mahrumiyetiyle ilgilidir diyebiliriz. Peygamber efendimizin (sav) bu meseledeki çok net ve açık tavrına rağmen müslümanların dünyayı *dert edinmesi*, sünnete uymadığımızın, dolayısıyla Allah tealâya muhabbetimizde samimi olmadığımızın göstergesi olmaktan ileriye gidemiyor ne yazık ki. Bizi günaha sokan, huzurumuzu bozan şikayetlenmelerden kurtulmak, rıza makamına ulaşmak, nefsi mutmainne mertebesine çıkabilmek, *salih*” kullar arasına girebilmek için peygamber efendimizin (sav) dünya karşısındaki tavır ve tavsiyelerini bir daha hatırlamamız gerekiyor öyleyse. Çünkü Allah rasulü, Rabbinin kendisinden en çok razı olduğu kulu, en çok sevdiği habibidir. Rasuli ekrem (sav) bilindiği gibi, Allahı seven ve Rabbinden razı olan bir kul’un en ideal örneğidir. Böyle yazınca sanki bir lokma bir hırka diyen tasavvuf erbabı anlatılıyormuş gibi alğılanmasın ama zamanımızın sorunları ihtiyacımızın çok ötesinde…

Rabbimiz, Bakara suresi ayet.152. de mealen şöyle buyurmaktadır:*** Öyle ise siz beni ibadetle anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin…*** Bizler öyle bir peygamberin ümmetiyiz ki, bazen günlerce sıcak yemek bulamayan, sadece su ve hurma ile iftar eden, hanei saadetlerinde bir ay ocak yakılamayan, yamalı ayakkabı giyen ama bunlardan asla şikayet etmeyen, istese dünyanın bütün zenginliklerini kendisine verecek Rabbinden ailesi ve soyu için sadece *yetecek kadar,* yani yaşamalarına yetecek kadar rızık talep eden; dünyalık terekesi sayılı eşyadan oluşan peygamber. Böyle bir peygambere ittiba edenlerin, bağlananların dünyalık diye bir derdi de, bundan kaynaklanan şikayetleri de olmamalıydı. Halbuki halini beğenmemek, kendisine verilenlerle yetinmemek, daha fazlasını elde edemediği için üzülmek ve bütün bunlardan dolayı şikayetlenmek sıradanlaştı neredeyse. Önümüz,arkamız, sağımız, solumuz eşya ile dolu ama gözümüz hâla aç…

Peygamber efendimiz, Zeyd b. Sabit’ten (ra) gelen bir rivayet de dünyalık talebi ve hırsının başlı başına bir problem olduğunu mealen bizlere şöyle haber veriyor:**Kimin emeli dünya olursa Allah onun işini aleyhine darmadağın eder, fakirliği iki gözünün arasında kılar, dünyadan eline geçen miktar da kaderine yazılandan fazla olmaz. Kimin de kastı ahiret olursa, Allah onun dağınık işlerini lehinde toplar, zenginliği kalbine koyar, dünya nimetleri ona kendiliğinden koşarak gelir…**Şu halde Peygamberimizin (sav), üzerinden *garip bir yolcu gibi* geçip gitmemizi tavsiye buyurduğu dünyayı mülk edinmeye çalışmak, asıl maksadı, yani Rabbimizin rızasını ve bu sayede kazanılabilecek ebedi saadet yurdunu unutturmakla, bizi yanlış istikamete yöneltmekle kalmıyor, kendimizi yıpratıp, yorulup, üzülüp, şikayetlenerek huzursuz olmamıza da yol açıyor. Şikayet morâl açısından bizleri daha da dayanılmaz karamsarlığa itiyorsa, içimizi hüzünle dolduruyorsa çare olmadığının bilincine varmamız gerekir…

Kardeşlerim, şikayet, bir problemin çözümüne, bir mahrumiyetin giderilmesine imkan veriyorsa anlamlı ve gereklidir. Oysa daha yüksek bir hayat standardı tutkusu veya tâlebinden kaynaklanan şikayet dilekçemiz hem dünya hem ahiret mahrumiyetlerimizi çoğaltıyor ise durup derin derin düşünmeli, elimizde olanla yetinmeyi bilmeli kanaatın en büyük zenginlik olduğu gerçeğinin şuuruna varmalıyız. Bir yerine 10. tane ev alanlar yine bir evde oturuyor. İnsan milyarların sahibi olsa da yine 3. öğün yemek yiyebiliyor fazlası mide fesadına yol açabiliyor. Araba koleksiyonu olanlar ancak gözünü doyurma yarışını sürdürüyor. Zenginliğin sınırsız olduğunu bilmeyenler bir türlü elindeki varlıkla mutlu olamıyor. Psikolojik rahatsızlıklar, hırs, kıskançlık, doyumsuzluk, insanları sonu gelmez emellerin oyuncağı hâline getirebiliyor. Bakara suresi ayet. 153. mealen şöyle:*** Ey iman edenler. Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir…***Camius  sagirde geçen bir hadis mealiyle konumuzu bağlayalım:**Allahım, beni çok şükreden, çok sabreden eyle. Beni kendi gözüm­de küçük, insanların nazarında büyük kıl…** Rabbim, cümlemizi nimet azğınlığından muhafaza eylesin…

Sermedkadir…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert