Ümmeti Muhammed şuuru ile yaşayan islam şeriatı müntesibleri için hayatın her devresinde, İslâm ümmeti insanları yaratılışlarındaki hayra eğilimli taraflarını ortaya çıkarmak güzellik ve özelliğini gün yüzüne çıkarmakla mükellefiz. İslam şeriatını esas alan İnsanlığın günah ve şirk bataklığından doğru, hak olan, sıratı müstkim çizgisine çekilmesi, vicdanların ilâhı saflığına dönüşü, takva ile en güzel olana uyulması için ilâhı, kutsal bir nur yani İslâm’ın rehberliği şarttır. İnsanlar fert olarak nefislerinde olanı gözlerlerse veya kainattaki her çeşit, sayısız nimetleri aklederlerse veya geçmiş ümmetlerin başına gelenlerden ibret alabilirse hakikati idrak edebilirler. Her insan, nefsine ve topluma karşı yaptıklarında bir kötülük oluştuğunun farkındaysa vicdan azabı duyabiliyorsa onda bozulmamış bir ahlâki yapının olduğuna kanaat getiririz. Rabbimiz, Tin suersi ayet. 4 ve 5. te mealen şöyle buyurmaktadır:***Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık…***
Biz insanı en güzel surette yarattık…Ne güzel bir hadise, ne muhteşem bir ifade, ne harika bir tebit. Ne benzersiz bir beyân şekli. İnsan bu kâinatta halife olarak yaratılmış ve emaneti yerine getirmekle sorumlu tutulmuştur: Allahu teâla insanı yaratmış, ona düzen ve ölçülü bir biçim vermiştir. Onu en güzel şekilde yaratmış, doğruyu ve yanlışı göstermiş, insan da ya şükreder yahut inkâr eder halde temkin edilmiştir. Bundan sonra dünya hayatında kendini arıtan, yüzünü bir ve tek olan Allahu teâlaya çeviren, kendisini yaratan, rızık verene iman eden, itaat eden, teslim olan, ibadet eden kurtuluşta olacaktır. Konyalı Mehmed Vehbi Efendi, tefsirinde diyor ki:* insanın boyu cümle hayvanata nispetle itidal üzere olduğu gibi çehresi de cümle hayvanatın çehresinden güzeldir. İnsan; akıl, fehim ve idrak sahibidir. Şu halde insanın zahirde ve batında cümle hayvanattan güzel olduğuna âyet delâlet eder…* Allahu teâlanın kendilerine yüklediği bu sorumlulukları kabullenip bu mesuliyetleri hayatlarında kesintisiz sürdüren insanlar, ahseni takvim üzere olma özelliği ve güzelliğinin de sahibidirler…
Dünyada Allahu tealânın kendilerine verdiği bu üstün özelliklerini kaybedip, sorumluluklarından kaçıp kulluk görevlerini yerine getirmeyenler de esfeli safiline yani aşağıların aşağıların aşağıların aşağısoına yuvarlanmış insanlardır. Muhammed Hamdi efendi tefsirinde konuyu şöyle özetliyor:* Doğrusu „en güzel biçim“den hiç hissesi olmayana insan ismini vermek doğru olmaz. Yani, bir zaman sonra onu, o en güzel biçimde yaratılan insanı aşağıların en aşağısına çevirip döndürdük. Yahut, „Sefillerin en sefili yaptık.“ Yahut „o güzel biçimden döndürüp de maddî ve manevî olarak kötülenmiş en sefil bir halde cehenneme veya cehennemin en aşağı tabakasına doğru ittik.“ Temizlik yerine eğrilik, güzellik yerine çirkinlik, ilerleme yerine gerileme, sıhhat yerine zayıflık ve hastalık, gençlik yerine ihtiyarlık, a k ıl ve bilgi yerine bunaklık ve cahillik, çalışma ve gayret yerine tembellik, bolluk yerine darlık, güçlük yerine zelillik, lezzet yerine elem ile bunaklık dönemine, ondan hayata karşılık ölüme, çürüyüp kokmaya, ondan kıyamette dünyaya karşılık cehenneme ve ya cehennemin en alt tabakasına doğru kaktık, „Cehennemin en alt tabakasında“…*
Kardeşlerim, anlıyoruz ki her doğan Allah’ın en güzel yaratması ile doğar. Eğitim ve çevre faktörü, fıtratı ya İslâm üzere devam ettirir, yahut fıtratı bozarak yaratılış amacından saptırır. Allahu teâla insanın nefsini takva ve fücurla yoğurarak yaratmış, şeytanın hilelerine karşı yine de kullarını kurtarmak için peygamberler aracılığıyla onları fıtrat dini hakkında bilgilendirmiştir. Peygamberlerine tabii olan kurtulmuş, İblisin yolundan gidenler ise ebediyyen kaybetmişlerdir. Ömer Nasuhi Bilmen merhum diyor ki:* varoluş gayesine muhalif hareket ettiğinden dolayı aşağıların en aşağısına döndürdük. yâni: İnsanların bir kısmı; insanlık şerefini kaybetmiş, kulluk vazifesini yerine getirmekten kaçınmış, hayvani bir hayatın esiri olmuş, gayrı meşru zevk ve sefaya dalmış olduğu için en bayağı bir mahlûk kesilmiş, artık cehenneme lâyık bulunmuştur. Cehennem ehli ise her aşağı kimseden daha aşağıdır…* Buna göre bütün insanlar Allaha inanmak ona kulluk etmekle fıtratta sebat etmeli, öğütlerinden yüz çevirmeyip bağımsız davranmamalı, âyetleri yalanlayıp fıtrata aykırı düşmemelidir. Çünkü fıtratı bozmak, Allahu teâlaya karşı gelmek azaba müstehak olmayı gerektirir. Rabbim cümlemizi muhafaza buyursun…
Sermedkadir…