Türkiyenin güneyinden kuzeyine, doğusundan batısına, Antalya kaş’tan Ağrı Dogu bayazıta, Sinop Boyabattan Hatay Reyhanlıya hemen her yerde mesire alanları insanların çöplüğü hâline gelmiştir. Halbu ki, bu çirkin görüntü 5. dakikalık ve bir poşetlik çalışmayla giderilebilir. Vardığım her mesire alanına elime bir poşet alıp bir eldivenle öncelikle 50. metre ön arka sağ ve sola giderek terk edilen atıkları temizliyorum biriken çöpleri de çöp kutusuna atınca ortada çevre kirliliği adına hiç bir şey kalmıyor. Ne yazık ki bu konuda duyarlı olması gereken insanımız eline ne geçerse dere, tepe, yeşil alan, mera demeden fırlatıp attıkça bu konuları istemesek te gündeme getirmek zorundayız. Duyarlı insanımız zaman ayırıpcadde, yol kenarları, dere içleri, orman alanları ve mesire bölgelerini dolaşıp bu temizliği yapsa da, Eskişehir porsuk çayının o muazzam görüntüsünü katletmeye ant içmiş birileri çirkin görüntüye bir yenisini eklemekten zevk duyar hâle geldiyse bunun adı naturmort yani düpedüz çevre katliamıdır…
Gezmeyi, görmeyi, gezilecek görülecek yerlerde yeme içmeyi çok seven bir millet olduğumuz aşikâr. Öğretmenlerimiz, eğitimcilerimiz çok küçük yaşlarda çocuklarımıza çevre kirliliğinin zararlarını, çoğu hayvan ölümlerininin bu tür zararlı atıklardan kaynaklandığını, bazı atıkların on yıllarca doğa’da kaybolmadığını, içilen bir şişeni ormana atıldığında güneş ışığınlarıya buluşması neticesinde büyük orman yangınlarına sebebiyet verdiğini, orrman yangınlarında çevre katliamıyla birlikte milyonlarca canlının da yok olduğunu, elimize aldığımız bir küçücük çöpün bile caddeye, sokağa meydana değil çöp kutularına atılması gerektiğini fiili bir şekilde göstermeli toplumun her kesimine örnek olmalıyız. Antalya’nın tam ortasından geçen küçük nehri ya da Kayserinin ortasından bütün şehri dolanan kanalın içindeki olan envai çeşit pisliği veya Yozgat şefaatlinin ortasından geçen o güzelim kanalı, pislikleriyle dolduran, hemen her şehirde, yerleşim biriminde oturduğı bank’ın etrafını yiyip içtiği atığı, yabancı maddeleri boca eden, atan, attığı kirliliği temizlemeyen de yine oranın insanı yani bu konuda yok birbirimizden farkımız,..
Dünyanın en güzel yörelerinden Amasya da yeşilırmağın kenarında nefeslenmek, bir kaç güzel saat dinlenmek mutlaka özel ve güzel fırsat. Ama nolur bu güzelim mekânları çevre kirliliği ile başbaşa bırakıp oradan ayrılmayalım. Hani bazı yerlerde temizlik adına gözümüze ilişen bir yazı var,*nasıl bulmak istiyorsa öyle bırak* diye. Adam içtiği gazozun şişesini yol kenarına fırlatmasa bu kadar pislik nereden birikecek ? Son zamanlarda o kadar şahane millet bahçelerimiz var ki, insan her hangi bir kirliliği atmaya kıyamaz ama yok illa birileri gelip yediği içtiği maddenin atığını Erkilet millet bahçesinin bir yerine atıp def olup gidecek. Nasıl olsa saat 23.30. kimse görmüyor, belediye de bu kadar temizlik işçisi çalıştırıyor ben de devlete vergi veriyorum temizlesinler…Hay verginiz başınızı yesin diyesim geliyor. Bu kadar duyarlı vatandaş profilini bari birazcıkta temizlik hususunda gösterseniz. İnsanlar gelmiş Kermelik hamamının her türlü güzelliklerinden faydalanmış giderken de suların akamıyacağı kadar pisliklerle dere yatağını doldurmuşlar. Temizliği iki saat kadar sürdü. Demek ki mümkünatı varmış…
Kardeşlerim, sakın yanlış anlaşılmasın her duyarlı insanın yapması gereken küçük, minik dokunuşlardan bahsediyorum. Örneğin10. sene öncesine kadar, Nevşehir kozaklı’nın hemen, 1. kilometre yakınınına dökülen çöpler o civarda ne kadar tarla, bağ, bahçe varsa pisliğe doyurmuştu. Şükür şimdi o çevre kirliliğini görmemek beni sevindiriyor. Bu arada bazı komik olaylara da şahit olabiliyoruz şöyle ki, Almanya da, Ren nehri kenarında aynı zamanda şehir parkı olan bir yerde bir levhaya *Burada piknik yapmak, yeme içme atıklarını bırakmak yasak, uymayanlardan 60.Eura ceza alınır diye Türkçe dahil 4. dilde yazı gördüm. Bizden birinin çoluk çocuk aynı levhanın altında mangal keyfi yaptıklarına şahit oldum. Demem o ki, Urfa Bozova, Mersin Taşucu, Tekirdağ Saray, Trabzon Tonya ya da Çankırı Çerkes, İzmir Foça’lı olmak farketmiyor, duyarlı ya da duyarsızlık hâli ilgi alanımız. Deniz hayvanlarının kokusu ya da tadından dolayı yediği insanlar tarafından atılmış, naylon ürünü sonu olabiliyor. Bu konuda mangalda kül bırakmayanlara değil, fiili olarak çevrecilere büyük ihtiyacımız olduğu inancımı yineliyorum… Amacını aşan söz geçtiyse affola…
Sermedkadir…