YANLIŞ ANLAŞILMAYALIM…

Hata, kusur ve gaf’larımızda en çok ifade ettiğimiz sözlerden biri hâline gelmiştir yanlış anlaşıldım ifadesi. Bilindiği gibi, Hâl, hareket ve tavırlarımız bizleri bağlayan özel alanımız niteliğindedir. Konuştuğumuz her kelime, ifade ettiğimiz her söz, zamansız, yersiz, boş bulunup ifade edeceğimiz her lâfımız belki hayatımızın sonuna kadar bizim peşimizi tâkip edecektir. Mutlaka duyğu, düşünce ve hissiyatımızın yerli yerinde kullanımı çok önemli olan bir husustur. İnanıyoruz ki; bu duyğularımızın kontrolü başta Kur’an ve Sünnet bilgisi ve inancıyla gerçekleşecektir. Biz müslümanlar kontrol mekanizması olarak mutlaka Kur’anı kerime ve Sünneti seniyyeye sarılırsak doğru, isabetli ve yerinde davranışlarımızı kontrol altına almış oluruz. Yoksa Allah korusun ipin ucunu bir kaçırırsak  kendimizi bambaşka bir mecra’da bulmamız ihtimal dışı değildir. Önce kendi nefsimizden başlatacağımız sayğının bütün insanlığa dalga dalga ulaşması kendi menfaatımıza olacak güzellikler bütünlüğü olacaktır inancındayız…

Allah teâla yaratılmışların en şereflisi olan insanoğlunu kupkuru, bom boş bir beden olarak yaratmamış, insan ruhunun derinliklerine kadar inecek bir şekilde yerleştirilmiş olan bir takım duyğu, düşünce ve hissiyatlar mevcuttur. En önemli duyğumuz ise: iman duyğusudur. İnanma ihtiyacımızdır. İnsanlara bunun yanında bu duyğulardan bu haslet’lerden, bu güzelliklerden başka özelliklerde verilmiştir. Mesela sevmek kadar güzel bir duyğu yoktur deriz. Dünyada her şey sevgi temeli üzerine binâ edilmiş yorumlarını yaparız. Ayrıca sevginin yanında nefret etmek, merhamet etmek, öfkelenme duyğu ve hassasiyetini de  Rabbimiz biz insanlara nasip etmiştir. Aslında bu duyğular insanoglunun bir türlü mahiyetini çözemedigi lâkin gerektiğinde ençok işimize yarayan ve kullandığımız hissiyatlarımızdır *sır* dolusu özellik ve güzelliklerimizdir…Kütübi Sitte’de zikredilen Bir HADİS mealen şöyledir:**Dikkat ediniz. öfke, insanoğlunun içinde tutuşturulan bir kor’dur, ateş’tir. Öfkelenen kimsenin gözlerinin kızardığını, boyun damarlarının şiştiğini görmüyor musunuz? Biriniz öfkelendiğini hissederse mutlaka otursun.**Ne güzel bir ruhi reçete…

Son günlerde öyle olayları okuyor, öyle akıl almaz hadiseler duyuyoruz, İnsanlığı unutturucu öyle çapraz ilişkilere şahit oluyoruz ki; hayret, dehşet, korku, ve endişe duymamak imkansız. Allah sevgi ve korkusu olmayınca, Allahın peygamberinden hikmet ifadelerine kulak vermeyince, İnsanoğlunun yapamayacağı hiç bir fenâlık yoktur herhalde. Özellikle, Kur’an ve Sünneti seniyye çizgisinden çıkmış olan bir insanın işlemeyeceği adi’lik, anarşi, terör, bozğunculuk, fitne, fesat, düşmanlık, başıbozukluk, şaşkınlık, davranış bozukluğu adına ne dersek diyelim insanın insan unsuruna yaptığı muamele içimizi acıtıyor. Kur’an ve Sünneti seniyye kontrolünden çıkmış olan duyğular, düşünceler, ideolojiler başta insanlığı daha sonra can dostlarımız olan hayvanlar alemine felaketi yaşatıyor.İnanıyoruz ki İslam dinini bir bütün olarak şek’siz, şüphe’siz, acaba’sız şekilde anlamanın yolu Kur’anı Kerim ve Sünneti seniyye bütünlüğüne sımsıkı sarılmaktan geçmektedir…Kaf suresi ayet. 45. mealen şöyledir:***…Ve sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Şu halde benim kesin uyarımdan korkanlara kur’an ile öğütver…***

İslam dinini kendilerine bir yaşayış tarzı, bir din olarak seçen ve ömürleri boyunca prensiplerine uyan, teslim olma ilkesi ile hareket belirleyen, sıratı müstâkim çizgisinde yolunu seçen kimseler, İslam dininin tamamına tâlip olan kimselerdir. Bu inanış ve bu düşünce tarzından dolayı gerek mümin erkek, gerekse mümine kadın, İslam dininin bütününü kucaklayan ve bütününe kucak açan bir yapıya sahip olmakla mükelleftir. İslam dinini bütünüyle anlamamış olanlar, elbette bir kısımını yaşayıp diğer bir kısmını ihmâl edeceklerdir. Devamlı aklımızda tutmamız gereken husus şudur ki; İslam dini bütünüyle yaşanmıyor diye bir kısmını yaşayıp, diger bir kısım hükümleri bırakma izin ve icazeti hiç kimseye tanınmamıştır. Mutlaka gücümüz yettiğince sıratı müstâkim yani *dosdoğru* dinin kurallarını muhafaza etmekle mükellefiz…Bakara suresi ayet. 85. mealen şöyle:*** Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz. Şu halde içinizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil olmak ve kıyamet gününde azabın en şiddetlisine itilmekten başka nedir ? Allah yaptıklarınızı bilmez degildir…*** Yanlış anlaşılmayalım, yanlış anlaşılmaya mâhal vermeyelim…

Sermedkadir…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert